Ağ veya tarih

Neopatrimonyal liderler çağı ve demokrasi

2020.03.10 21:05 karanotlar Neopatrimonyal liderler çağı ve demokrasi

Cemal Tunçdemir
Demokrasiyi kullanarak iktidara gelmiş devlet başkanının, yolsuzlukları, baskıları, suistimalleri, anayasal çizgileri aşması yaptırımsız kaldıkça, bunlar normale dönüşüyor...
Foreign Affairs dergisinin yayın yönetmeni Gideon Rose, derginin 2019 Eylül/Ekim sayısındaki başyazısında, son 100 yılda lider tipi döngüsünü şu şekilde sınıflandırıyor:
"1920'lerin toy Demokrat liderlerini, 1930'lar ve 40'ların faşist diktatörleri izledi. 1950'ler ve 60'lar milliyetçi liderlerin dönemiydi. 1970'lerin jerontokratlarından (ihtiyar kurtlar) sonra 1980'ler ve 1990'lar yeniden acemi demokratların dönemi oldu. Bugünlerde diktatör liderlere geri dönmüş görünüyoruz."
Elbette ki bu döngüyü bütün dünyaya genelleştirmek de veya tüm ülkeler için kaçınılamaz bir kader olarak görmek de çok yanıltıcı olur. Ama birçok demokrasinin 2010'lu yıllarda ürettiği otokrat liderlerin birbirlerine benzerlikleri de dikkat çekici bir gerçek.
Bunun, ideolojik veya kültürel bir benzerlik olmadığı açık. Aksine, bu alanlarda tam bir çoğulculuğa sahip oldukları son 10 yılda görüldü. Kapitalist liberteryan beyaz ırkçısı Trump'tan, solcu siyahi Jacob Zuma'ya, Anglo Sakson muhafazakar Boris Johnson'dan Ortodoks 'çar' Putin'e, Katolik solcu Duterte'den, Katolik sağcı Jair Bolsonaro'ya, Nazi grupların favorisi Hristiyancı Orban'dan, Yahudi milliyetçisi Netanyahu'ya, Latin dünyasının Bolivar'ı olma heveslisi solcu Latin devlet başkanlarından, Müslüman dünyasının halifesi olma heveslisi Ortadoğu liderlerine, Hindu Modi'den Pakistani popülist Imran Khan'a, Katolik muhafazakar Jarosław Kaczyński'den ateist Miloš Zeman'a ve daha birçok 'seçimle' başa gelmiş lidere kadar isimleri birleştiren şeyin bir ideoloji veya tek bir kültür olduğunu söylemek imkansız.
Elbette ülkedeki "tek otorite, tek adam" olma hevesleri en ortak özellikleri. Hepsi tam anlamıyla henüz diktatörlüklerini kuramamışsa da, 'Türkmenistan devlet başkanı gibi olmak' hepsinin kızıl elması.
Bu neo-diktatörleri veya dikta heveslilerini, diktatör denince akla gelen ilk isimler olan, Stalin, Hitler ve Mussolini gibi 20'nci yüzyıl diktatörlerinden ayıran bir özellikleri var.
Bu yeni dalgada ideoloji de, politik gaye de, kutsal dava da, 'milli mesele' de tek: Liderin şahsı. O şahsın mutlak iktidarını tesis etmek ve onu ömrü boyunca o koltukta tutmak…
20'nci yüzyıl diktatörlükleri çoğunlukla 'korporatist' diktatörlüklerdi. Bir ideolojik yaklaşımın, ırkçı bakışın, etrafında kümelenmiş bir bürokratik yapının, partinin, kadronun diktatörlüğüydü. Günümüzdeki dalganın liderleri de, henüz mutlak iktidar yolunun başındayken korporatist stratejiler izliyor elbette. Bir sosyal kesime, bir ideolojik yaklaşıma, bir politik gruba veya partiye dayanıyorlar. Mutlak iktidara ulaştıktan sonra da kendi etraflarında sözde 'milli birlik' tesis etmek için bir takım dini hamasi söylemleri ve vurguları sıklıkla kullanmaya da devam ediyorlar.
Örneğin bu liderlerin istisnasız hepsi politik davalarını, 'elitlere karşı milletin hakiki evlatlarının mücadelesinin temsilcisi olmak' gibi müphem bir yaklaşıma indirgiyor. Bu müphemiyet sayesinde, hayatı sefahat ve israfın geçit töreni olan milyarder Donald Trump, iki yıl öncesine kadar garsonluk yaparak hayatını kazanan solcu politikacı Alexandria Ocasio-Cortez'e 'elit' damgasını kolayca vurabiliyor. Destekçileri de, peşinden gittikleri 'tarihi' liderin, "milletin hakiki evladı sizsiniz. Sizin dışınızdaki herkes vatan haini, dinimizin düşmanı, ekmeğimizin düşmanı. Bu ülkeyi sömürmek ve bu milleti dejenere etmek isteyen küresel güçlerin piyonu" telkinine kolayca kanabilecek bir sığlık ve paranoyanın pençesinde. Evrende olan biten her şeyi kendileri ile ilgili veya kendilerine karşı bir komplonun parçası zannedecek kadar dünyadan habersiz, eğitim ve kitap okuma ortalaması son derece düşük kitleler bu saçmalığa kolayca inanıp, ülke nüfuslarının en az yarısını yok edilmesi veya en azından ezilinceye kadar savaşılması gereken düşman görüyor. Kansas'ta, Alabama'da, Georgia'da hararetli bir Trump destekçisi ile konuştuğunuzda, sizin 'büyük resmi görmekten aciz kandırılmış bir insan olduğunuzu' büyük bir özgüvenle yüzünüze vuracaktır. Kendisi tam açıklayamasa da, dünyada perde arkasında ABD karşıtı küresel dış güçlerin büyük oyunları dönmektedir. Ve Trump bu oyunların önündeki tek engeldir. New York'u, Los Angeles'ı, Boston'ı, San Francisco'yu, Chicago'yu, yani gerçekte Amerika'yı Amerika yapan şehirleri hem de Amerikan milliyetçiliği adına nasıl düşman gördüklerine hayretle tanık olabilirsiniz.
Fakat, destekçisi yığınların aksine liderler, ağızlarından çıkan bu hamasi, coşkulu sözlerin gerçekliğiyle çok ilgili değiller. Hayatta samimiyetle ilgilendikleri tek gerçek, kişisel iktidarlarının devamı. Hem de hayatları boyunca devamı…
Bunun için de neredeyse tamamı, liderliklerini, ülkelerinin ikbali ile özdeşleştiriyorlar. Onlar başta oldukça ülke var olacak, onlar liderlikten giderse ülke çökecek ve düşmanlara yeniden yem olacak. Lider, kaderin, ülke için seçtiği, alternatifi olmayan tek kişidir.
Game of Thrones dizisinde krallığın istihbarat yetkilisi Lord Varys, diziyi başından sonuna kadar seyretmemin en önemli nedeni olan ve Peter Dinklage'ın muazzam bir oyunculukla canlandırdığı Tyrion Lannister karakteri ile bir dertleşmesinde, "Bütün ömrüm farklı tiranlara hizmetle geçti. Hepsi, kendisini, kaderin seçtiği ve özel bir rol yüklediği özel şahsiyetler olarak görüyordu" diye yakınıp sözü o günlerde hizmetinde olduğu Kraliçe Daenerys'e getirir: "O da kendisini, hepimizi kurtarmaya gelmiş özel biri olduğuna inandırmış". Lord Lannister, dostunun endişesini abartılı bulur. Çünkü çok yakından tanıdığı, ezilenlere duyarlı olduğuna defalarca tanık olduğu Kraliçe Daenerys'in diğer tiranlardan farklı olduğuna gerçekten inanmaktadır. Ta ki, Daenerys'in iktidarı için binlerce sivili tereddütsüz yok edişinden sonra, cesetler ve enkaz üzerinde yaptığı zafer konuşmasında, bunun daha başlangıç olduğu ve yoluna çıkan herkesi böyle ezeceği ilanını dinleyinceye kadar... Tyrion Lannister, problemin, liderin kim olduğunda değil, kim olursa olsun fark etmez, tek bir insanın, karşı konulamaz, denetlenemez, sorgulanamaz böylesi bir güce sahip olmasından kaynaklandığını anlar ama artık çok geçtir.
Demokrasinim günümüzde ürettiği otokrat liderlerin bir çoğu, kişisel kariyeri ile ülke çoğunluğunun mensubu olduğu dinin akıbetini de özdeşleştirmiş halde. 'Dinin yaşayan son kalesi' oldukları, propaganda kampanyalarının asli iddialarından biri. Lider iktidarından olursa, bu sadece ülkenin değil, mensubu oldukları dinin de sonu olacak.
Uzun yıllar Moskova'da gazetecilik yapan Susan Glasser, Putin'in kendisini, Rusya'nın birkaç yüzyıllık makus talihini değiştirip yeniden cihanın emperyal hakimi yapacak 21'nci yüzyılın 'Çar Petro'su olarak sunduğuna dikkat çekiyor. Dünyanın önemli bir kısmınca 'Deli Petro' ve Ruslarca 'Büyük Petro' olarak isimlendirilen Çar Birinci Petro'ya atıfla... Putin, fiziksel ve liderlik olarak sürekli güç ve maçoluk gösterisi yapmaya fetiş düzeyinde düşkünlüğü, "Ortodoksi-Otokrasi-Rusçuluk" üçlemesine dayalı kadim çarlık doktrini iddialı yönetimi ile, modern bir demokrasinin sorumlu ve hesap sorulabilir devlet yöneticisi olmaktan çok, kimsenin hesap soramayacağı bir çar, ülkeye ait her şeyi veya konumu istediğine bahşedebilen bir hükümdar havasında.
Kişilik olarak, hayatı boyunca bir karikatürden fazlası olmasına imkan vermemiş eksik donanımına rağmen Trump da, kendisini sorgulanamaz, eleştirilemez kılacak böylesi bir tarihi rolü inşa etmeye çalışıyor. Evanjelist destekçileri, Donald Trump'ın İncil'de bahsedilen Büyük Kral Kiros olduğuna inandıklarını birkaç yıldır dile getiriyorlardı. Trump kendisi de artık Twitter'dan bu koroya katılıyor. 2008 seçiminde Liberteryan Partinin başkan adayı da olan aşırı sağcı Wayne Allyn Root'un 2019 Ağustos ayında attığı ve Trump'ı, "Tanrının (İsa'nın) yeryüzüne ikinci gelişi" olarak nitelediği sözlerini teşekkür ederek Tweetleyen Trump aynı günkü bir başka açıklamada da, kendisinin "Tanrı tarafından gönderilmesi beklenen kişi" olduğunu söylemekten çekinmeyecekti. Destekçileri de artık, "Trump'a muhalefetin, Tanrıya muhalefet olduğunu" açıkça savunacak kadar rahatlar bu konuda.
2000'lerin başında, Avrupa'nın yükselen yıldızı Macaristan'da iktidara gelip, birkaç yılda yeniden içe kapanık, ekonomisi gerileyen, otoriter bir doğu Avrupa ülkesine dönüştüren Viktor Orban, kendisini, “Hristiyan Avrupa'nın son umudu” olarak görüyor. Orban düşerse Macaristan düşer, Macaristan düşerse Hristiyanlık düşer. Orban, "Hristiyanlığın bugün dünyanın en mazlum inancı olduğu ve dünyada en fazla zulme maruz kalan din olduğu gerçeğinin", Avrupa Birliği ve "solcu liberal ikiyüzlülerce" görülmediğini savunuyor. Kendisinin 'dünya mazlumlarının en büyük sesi' olduğunu iddia ediyor. Orban, yönetiminin ana görevini, "Macaristan'ın ve Avrupa'nın Hristiyan kültürünü korumak" olarak tanımlıyor. Konuşmalarında yüzlerce kez, dünyadaki en büyük tehdidin de İslam ve Müslümanlar olduğunu belirtti. Buna rağmen, yaşadığımız tuhaf zamanların bir ironisi olarak İslamcı otoriter liderleri arasındaki dostları, Hristiyan nüfuslu ülkelerin liderleri arasındaki dostlarından çok daha fazla.
İngiltere'de iktidardaki muhafazakar parti üzerinde etkili bir güce dönüşmüş Brexit hareketinin lideri Nigel Farage, Hristiyanlığın, İngiltere'nin geleceğinin en önemli parçası olduğunu belirttiği konuşmasında, "Birleşik Krallık bir Hristiyan devletidir. Devletin her kademede bütün kurumları Hristiyanlığa göre konumlanmalı. Diğer partiler, dinimizi marjinalize ediyor. Bir tek biz savunuyoruz. Her politikamızı Hristiyan değerlerimize göre yapacağız" beyanında bulunuyor.
Brezilya devlet başkanı Jair Bolsonaro, seçildikten hemen sonra, Bolsanoro'yu 'Allah'ın iradesinin tecellisi' ilan eden ve seçimi 'Kutsal Haçlı Seferi' diye niteleyen muhafazakar yorumcu Filipe Martins'i başdanışmanı olarak atadı. Bolsonaro da, tıpkı, Trump, Orban, Avrupa aşırı sağı ve Putin gibi modern çağın birbirini denetleyen kurumlar üzerine kurulu devlet anlayışından hazzetmiyor ve Orta Çağ Avrupasına ayrı bir bağlılığa sahip. Kendi meşruiyetini de bunun üzerine kuruyor. 2018 Eylül ayında, "Bu laik devlet hikayesine artık yer yok, Brezilya bir Hristiyan devlettir" diye konuşacaktı. Laiklik, "küresel güçlerin Brezilyayı yozlaştırma ve kimliğini yok etme çabasının" bir ürünüydü. Seçim kampanyası sloganı ise, Nazilerin, "Her şeyden önce Almanya" sloganının farklı versiyonu olan "Her şeyden önce Brezilya, Her şeyden üstte Tanrı" şeklindeydi. Doğal olarak Bolsonaro'nun Brezilyası da Trump'ın hayalindeki Amerika gibi, vatandaş olan herkesin değil, 'milletin hakiki evlatları' dediği mevhum 'beyaz' bir kitlenin ülkesi... Nitekim Bolsonaro, Campina Grande'deki seçim mitinginde, "Milletin Brezilyasını inşa edeceğiz. Azınlık çoğunluğa tabi olmalı. Ya buna uyarlar veya defolup giderler" şeklinde konuşacaktı. Azınlık dedikleri ise, kıtanın gerçek yerlisi olan Kızılderili kabileleri, yüzyıllar önce Brezilya'ya zorla getirilmiş ve Brezilyayı Brezilya yapan kölelerin çocukları ile, bu politik saçmalığın nasıl küresel bir salgın olduğunu görecek kadar dünyayı takip eden eğitimli kentli Brezilyalılardı. Bu azınlıklar, ülkeyi yöneten güçler değildi. Hiç olmadılar. 'Tabi olmaktan' kastı, bu azınlıkların kamusal alandaki görünürlüklerini bırakması...
Hindistan'da ise Bollywood aktörü Rajinikanth Chennai, Keşmir'i ilhak politikasını çok beğendiği başbakan Narendra Modi'yi geçtiğimiz Ağustos ayında, Hindu tanrısı "Krişna'nın yeniden tecellisi" olarak vasıflandıracaktı. 65'nci doğum gününde ise Modi'ye bir başka Hindu tanrısı Vişnu'nun avatarı olarak ibadet edildi. Hindistan genelinde birçok Hindu tapınağına Modi'nin ikonaları da dua edilecek tanrı heykeli olarak yerleştiriliyor. Modi'ye karşı çıkmak artık Hindu tanrılarına karşı çıkmak olarak lanse ediliyor. İktidardaki Hindistan Millet Partisinin(BJP) birçok yöneticisi son bir yılda değişik açıklamalarında Modi'ye dini ve ilahi ünvanlar atfettiler. Hindu dincisi ve milliyetçi tabanı Modi'yi, "Akhand Baharat (Bölünmemiş Hindistan)" idealini nihayet gerçekleştirecek bir tanrı reenkarnasyonu olarak görüyor. Akhand Baharat, bugünkü Afganistan ve Pakistan'dan Bangladeş'e, Myanmar ve Nepal'den Sri Lanka'ya bütün alt kıtayı Hindu dini kimliğinin bölünmez vatanı olarak görüyor. Müslüman ve Hristiyan Hindistanlıların ise Ortadoğu'ya gitmesi gerektiğini savunuyor.
İsrail'de Netanyahu son iki seçim kampanyası boyunca kendisini "Yahudiliğin son umudu" ve İsrail'in "vazgeçilemez lideri" olarak sundu. Kendisi de birçok destekçisi de, "O düşerse İsrail de, Yahudilik de düşer" savında. Tıpkı Modi, Orban, Trump, Bolsonaro ve diğer birçok popülist lider gibi 'laik devlet'i İsrail'in önünde bir engel olarak görecek kadar aşırı sağa savrulmuş durumda. Tıpkı Trump gibi, inançlı bir yaşamı olmaktan çok uzak olduğu halde, tıpkı Trump gibi iktidarını pekiştirmek için, İsrail'i açık bir teokrasiye dönüştürmek isteyen fanatik dincilerle seçim ittifakları kurmaktan çekinmedi. Netanyahu'nun muhalifi olan Yahudi çoğunluğun payına ise, 'özünden nefret eden Yahudi' suçlamasından başlayıp, "İsrail'in ve Yahudiliğin düşmanı" ve "din-vatan hainliğine" uzanan bir yelpazede yaftalar düşüyor.
Neopatrimonyalizmin doğuşu
Demokrasilerin ürettiği bu yeni dalga otoriterler ve popülist liderler, yepyeni bir durumla karşı kaşıya olduğumuz anlamına gelmiyor. Bazı politik bilimcilere göre, aslında tarih kadar eski bir yönetim tarzının, yani 'patrimonyalizm'in modern versiyonu ile karşı karşıyayız.
Patrimonyalizm, Max Weber'in 1922 tarihli Ekonomi ve Toplum çalışmasında literatüre kazandırdığı bir kavram. Patrimonyal düzende lider, otoritesini, tepesinde kendisinin olduğu bir kişisel çıkar ağı kurarak yürütür. Liderin altındaki çarkın dişlilerinin sadakati, liderin, onlara sunduğu ihsanlarla (toprak, kamu ihaleleri, makam, yolsuzluklarına, suistimal, suçlarına göz yumulması vs) sağlanır.
Politik bilimci Nathan Quimpo, patrimonyalizmi, 'hükümdarın, kamusal olan ile şahsi olanı ayırt etmediği ve devletin bütün imkanlarını, işlerini, şahsi imkanı ve işi gibi gördüğü yönetim' olarak tanımlıyor. Patrimonyal düzende devlet başkanı, kişisel cüzdanı ile hazine arasında hiç bir fark görmez. Hazineyi kendi kişisel lüks giderleri, siyasi ve kariyer çıkarları için rahatça ve çekincesiz kullanabilir. Bu bakış, lidere sadık bütün devlet kadrosu için de aynen geçerlidir. En küçük ilçedeki yetkiliye kadar kimse, şahsi cüzdanı ile emrindeki kamu imkanları arasında bir fark görmez. Normal bir demokraside yolsuzluk, suistimal, zimmet, rüşvet olarak görülecek her şey, yaygın ve olağan bir uygulamaya dönüşür.
ABD'deki en kıdemli Sovyet uzmanlarından biri olan Profesör Richard Pipes ise, patrimonyalizmi, 'egemenlik hakkı ile sahiplik hakkının farkları anlaşılmayacak kadar iç içe geçtiği, politik yetkilerin bir işyerinin sahibinin kendi işyerinde yetkilerini kullanması gibi kullanıldığı düzen' olarak tanımlıyor.
Ağalık da dar alanda bir patrimonyal yönetim şeklidir. Ağa ve ailesi, kutsaldır, dokunulmazdır, liderlikleri tartışılmazdır. Aşiret üyeleri, bütün emekleri, konumları, toprakları ve malları ile ağaya aittir. Ağa, köylülerin emekleriyle ürettiğini istediğine verir, istediğinden alır. Ağanın keyfiyetini sorgulamak en hafif tabirle, onun verdiği rızka "nankörlük", en ağır haliyle aşirete ihanettir. Ağalığın daha geniş alandaki formu sultanlıktır. Ki zaten Weber, bir başka yerde patrimonyal yönetime 'sultanizm' de der.
İşte, 'neopatrimonyalizm' kavramının doğmasının sebebi de budur. Sosyolog Shmuel Eisenstadt, 1973 yılında yazdığı bir makalede, geçmişteki feodal beyler, krallar, padişahlar, sultanlar, ağaların geleneksel patrimonyalizmini, normalde böyle davranmanın anayasal suç olması gereken modern demokrasilerdeki patrimonyalizmden ayırmak için, bu ifadeyi kullanacaktı.
Neopatrimonyalizm, literatüre güçlü şekilde 1980'li yıllarda girdi. Afrika'nın kolonyalist güçlerden bağımsızlıklarını yeni kazanmış birçok genç devletinde 'seçimlerle' ortaya çıkan lider kuşağının ortak özelliklerinin politik bilimcilerin dikkatini çektiği dönemde (Sonraki onyılda genç Afrika 'demokrasilerine' bu konuda, Sovyet despotizminden kurtulup "demokrasi nimetiyle" tanışan Orta Asya ülkeleri de katılacaktı).
Afrika'daki yönetimler konusunda dünyada en yetkin politik bilimcilerden biri olan Michael Bratton ile Cornell Üniversitesi politik bilim profesörü Nicolas van de Walle'nin 1994 yılında yayınladıkları ünlü makale, Afrika'nın otoriter liderlerinin temel karakteristiğini 'neopatrimonyalizm' olarak adlandıracaktı.
Van de Walle ile Bratton makalelerinde, "Neopatrimonyal rejimde lider, otoritesini, patronaj düzeni aracılığıyla sürdürür, ideoloji veya mevzuata dayanarak değil" diye yazdılar ve eklediler, "Bu rejimde yönetim hakkı bir şahsındır, bir makamın değil".
Bu iki politik bilimcinin tanımladıkları neopatrimonyal düzende, politik ve bürokratik kadroları, anayasal düzen kültürü değil, bir şahsa sadakat ve sosyal statüsünün o şahsın liderlikte kalmasına bağımlılık haleti yönlendirir. Bu düzende, devlet kadroları için başta anayasa olmak üzere mevzuatın ve anayasal kurumsal yapının hiçbir önemi yoktur. Hepsi göstermeliktir. Parlamentodan, yargıya, ordudan polis gücüne kadar bütün devlet aygıtları, anayasaya, millete, ülkeye değil sadece ve sadece lider ve ailesine sadıktır. En yüksek otorite liderin talimatlarıdır.
"Lider, devletin tüm makamlarını, halka ve ülkeye hizmet düşüncesiyle değil, kendi kişisel ikbal ve çıkarının gereklerine göre doldurur". Yine neopatrimonyal düzende, "şahsi çıkar ile kamusal çıkar arasındaki farkın görülmesini imkansız kılacak bir bulanıklık oluşturulur". Devletin kasası ile liderin kasası arasında hiçbir sınır kalmaz. Bu düzende, kamudaki her yetkili, yapması gereken her şeyi, kişisel bazı çıkarlar (üst makama gelmek, koltukta kalmak, aday listesine konmak, ihale, komisyon, hisse, rüşvet vs) karşılığında yapar. Maddi çıkarlar elde eden her 'müşteri', bu 'politik' düzenin sadık bir savunucusu haline gelir.
Neopatrimonyal düzende yolsuzluk, bireysel bir kanunsuzluk olmaktan çıkar, sistemli bir hükümet uygulamasına dönüşür. Afrika ülkelerinin hazineleri, on yıllarca neopatrimonyal liderlerin kişisel kumbarası gibi oldu. Örneğin O dönemdeki adı Zaire olan Demokratik Kongo Cumhuriyetinin devlet başkanı Mobutu Sese Seko, 1970'lerde kendisine kıyafet almak için bile Paris'e süpersonik Concorde uçak kaldıracak kadar pervasızlığıyla hatırlanıyor. Sese Seko'nun ailesi, devlet kurumlarının parasını ve hatta merkez bankası rezervlerini istedikleri gibi harcayabiliyorlardı. Çocuklarının, kişisel harcamaları için Merkez Bankasından sadece 1977 yılında çektikleri para 71 milyon doları bulmuştu. Rusya'da Putin, 2014 yılı kış olimpiyat oyunları için tüm zamanların rekorunu kırarak 50 milyar dolardan fazla para harcayacaktı ve bu paranın üçte ikisi, Rusya'daki birçok ihaleyi alan Putin'in eski KGB arkadaşlarının firmalarına gidecekti. Uluslararası Şeffaflık Derneğinin raporuna göre Macaristan'da 2018 yılındaki bütün kamu ihalelerinin en az yarısında sadece tek bir teklif yer aldı ve ihaleyi kazandı. Orban da, tıpkı Putin, Modi, Duterte ve diğerleri gibi, kendisine bağlı dar bir işadamı grubu ile kamunun bütün harcamalarını yeniden kendisine ve sadıklarına kazandırıyor. Bunu da, 'onlara karşı güçlü olmalıyız' şeklinde meşrulaştırıyor.
Neopatrimonyal rejimi sürdüren çıkar ağına dayalı yönetim tarzı, aslında en büyük zaafiyetinin de kaynağıdır. Neopatrimonyal düzen, istisnasız olarak, sürekli ekonomik gerileme ve kronik mali kriz üretir. Halkına müreffeh bir yaşam sağlaması imkansızdır. Lider ise, ekonomi her gün bir öncekinden daha kötüye giderken, kurduğu sistemin devamını sağlamak için kişisel, grupsal sadakatleri ödüllendirmeye devam etmek zorundadır. Bundan vazgeçemez. Çünkü, 'çıkar', liderin çarkının bütün dişlilerini çalıştıran yegane motivasyondur. Lider, etrafındaki ağın, devlet iktidarı, devlet imkanları, makam ve rant paylaşımı yoksa, bir saniye bile yaşamayacak bir ağ olduğunun farkındadır. Ama ekonomi daraldıkça bu adaletsiz çıkar dağılımına toplumun diğer kesimlerinin duyacağı tepki de kaçınılmaz olarak büyür. Her neopatrimonyal düzende, bu yüzden, sosyal kaos kaçınılmazdır.
Bunun için de, neopatrimonyal liderler, 'ülkemizi sömürmek isteyen dış güçler, çıkarlarının önündeki en büyük engel olan lideri devirmek için ülkemizi karıştırmak istiyor' iddiasının sürekli canlı tutmaya çalışır. Böylece, lidere her gerçek eleştiri ve muhalefet, kolayca 'dış güç taşeronluğu', 'vatana ihanet' olarak lanse edilebilir.
Neopatrimonyalizmin ilk ortaya çıktığı Afrika'da, sömürgecilik hâlâ yaşayan bir hatıra olduğu için, diktatör liderler, on yıllarca kendi muhaliflerini, eski sömürgeci güçlerin taşeronları olarak yaftalamayı kolayca başarabildi. Örneğin, sosyalist lider Robert Mugabe, seçildiği 1980 yılından, 95 yaşında zorla devlet başkanlığından uzaklaştırıldığı 2017 yılına kadar geçen 37 yıl boyunca, kendisine her muhalefeti, Zimbabwe'yi yeniden sömürge yapmak isteyen Batılı güçlerin piyonları olarak yaftalayacaktı. Bu 37 yılda Mugabe, ezilen halkın temsilciliğinden, dünyanın en zengin devlet başkanlarından birine dönüşürken, Zimbabwe halkı dünyanın en yoksul uluslarından birine dönüştü.
Güney Afrikalı politik bilimci William Gumede, 2017'de yayınlanan makalesinde şöyle yazıyor:
"Birçok Afrika lideri, yıllarca, sömürgeci güçler ülkeyi yeniden sömürge yapmak için ülkemizi istikrarsızlaştırmak istiyor öcüsünü, başarısızlığın, berbat yönetimin ve yolsuzlukların yegane sebebi olarak gösterdi. Koloni güçleri, lideri koltuğundan ederek, yeniden ülkenin yer altı kaynaklarının sahibi olmak istiyor korkusunu hep canlı tuttular".
Gumede'ye göre, 'yarı-doğrular' veya 'doğruymuş görünen desteksiz iddialar', halkın bir kesiminin sürekli ikna olmasını sağladı. Jacob Zuma'nın, makalenin yayınlandığı günlerde partisinin gençlik kolları toplantısındaki bir konuşmasına sözü getiriyor Gumede:
"Zuma, bu ülkede ekonomi ırksal öğelere göre yapılandırılmıştı, biz bunu yok etmenin mücadelesi içindeyiz, diyor. Bu elbette ki doğru. Ama Zuma, ekonomideki ırk ayrımcılığını sadece, ailesi, kadrosu ve müttefikleri dahil dar bir siyah elit grubu için kaldırdığından, siyahların çok büyük kesimini aynı yoksulluğun pençesinde bırakmaya devam ettiğinden bahsetmiyor."
Afrika dışındaki neopatrimonyal rejimler ise, kim olduklarını asla somut olarak açıklamadıkları, 'küresel güçler' veya '13 aile' gibi komplo teorileri ile, öcü boşluğunu doldurmaya çalışıyor. Neopatrimonyal lider dalgasının, 'dış güçler ülkemizi karıştırıyor' iddiasının "delil" ihtiyacını en kolay karşılayan isim ise hiç şüphesiz 'Soros'. Forbes'un zenginler listesinde 178'nci sırada yer alan Amerikalı yatırımcı George Soros'un desteklediği vakfın, 'basın özgürlüğü', 'protesto hürriyeti', 'şeffaflık' ve 'hukuk devleti' savunuculuğuna soyunması, bu kavramlardan çok da hazzetmeyen neopatrimonyal yönetimler için, kendi toplumlarından yükselen böylesi her talebi, 'Soros'un talebi' ve dolayısıyla da 'küresel dış güçlerin isteği' olarak yaftalamasına zemin hazırlıyor. İstisnasız hepsi, kendi icraatlarının ürünü olduğu çok açık krizlerde bile, "asıl suçlu" olarak, Soros'u gösteriyor. Trump'tan Netanyahu'ya, Modi'den Orban'a, Hamaney'den Bolsonaro'ya kadar, "Soros'un ülkelerini yıkmaya çalıştığını" iddia etmeyen popülist lider yok.
Profesör Bratton ve Van Walle, neopatrimonyal rejimlerin, 'millet' ve 'milli irade' edebiyatını dillerinden hiç düşürmedikleri halde ironik olarak sivil toplumu nasıl yok ettiklerine de dikkatimizi çekiyor. Ona göre, şahsının iktidarına karşı potansiyel taşıyabilecek her şeye duyarlı neopatrimonyal lider, toplumda, kontrolü altında olmayan hiçbir merkez istemediği için bütün sivil örgütlenmelere iki seçenek sunar: Koşulsuz biat, devlet gücüyle ezilerek yok edilme. Neopatrimonyal liderin liderliği güçlendikçe, seçimlerin, meclislerin, siyasal partilerin, sendikaların, stk'ların güçleri hızla erir. Zirve noktası ise Türkmenistan'ın seçilmiş devlet başkanı gibi olmaktır. O noktada lideri açıktan eleştirmemek de yetmez. Muhalefet partileri de dahil, lideri açıktan savunmayan, övmeyen kimse politikada, kamusal konumda, ticarette, sosyal statüsünde kalamaz.
Walle ve Bratton'un Neopatrimonyal rejimin doğası ile ilgili dikkatimizi çektiği bir başka detay ise, bu rejimin yönetim mekanizmaları içindeki saflaşmaların niteliği. İki profesöre göre, neopatrimonyal rejimde saflaşmalar, 'şahinler – güvercinler' veya 'muhafazakarlar – liberaller' gibi bakış, üslup, yaklaşım farklılıklarından oluşmaz. Politik pozisyonlarını belirleyen tek motivasyon, patronaj sisteminin içinde olmak veya dışlanmak. Yönetici daireden dışlandığı ve bir daha sistemin içine giremeyeceğini düşünen her üye, muhalif zemin için potansiyel yapı taşı olur. Neopatrimonyal rejimlerde üst düzey makamlarda sürekli işten almaların ve yeni atamaların yapılmasının nedeni de budur. Lider, "yakın zamanda bahşedilebilir makam, statü, adaylık" beklentisini diri tutarak kadrosunun sadakatini besler. 'Kabinede değişiklik hazırlığı', 'X kurumunun yönetiminde değişiklik hazırlığı', 'erken seçim' kulisleri hiç eksik olmaz. Yine lider, kendisi dışında ikinci bir kişinin güçlenmesini engellemek ve asıl patronun kim olduğunu göstermek için de, üst düzey makamlardakileri dönüşümlü olarak değiştirir.
Neopatrimonyalizm, onlarca yıl, zaten, kabile şefliğinin ve kişi kültünün görece yüksek olduğu Afrika'da uygulandığında çok fazla dikkat çekmemişti. Afrika politikası konusundaki en uzman isimlerden biri olan Cambridge Üniversitesi profesörü Christopher Clapham'ın 1990'ların başında neopatrimonyalizmi, 'otoriterliğin en sessiz formu' diye nitelemesinin nedeni buydu. Ancak, neopatrimonyalizm, son 10 yılda görece kentlileşmiş, sanayileşmiş, eğitim düzeyi yüksek demokrasilerde de ortaya çıktıkça, günümüzde otoriterliğin en gürültülü, en dikkat çekici formuna dönüştü.
Öyle ki, dünyanın en güçlü demokrasisi için bile 'neopatrimonyalizm' ciddi bir olasılığa dönüşmüş durumda. Van de Walle, 2017 yılında gazeteci Zack Beauchamp'a verdiği bir demeçte, Donald Trump'ı kast ederek, "Görevdeki başkanın neopatrimonyal bir yönü var. Monarşik temayülü var" diye uyaracaktı.
5 Şubat 2020 günü Senato'nun da aklamasından sonra Trump'ın, arkadaşı hakkındaki bir ağır ceza davasına hem de Twitter üzerinden müdahale edebilme cüreti bulması da oldukça alarm verici. Tıpkı aynı günlerde istihbarat başkanlığına, şahsına, ABD anayasasından daha çok sadık olacak bir politik ismi ataması gibi… Cumhuriyetçi Partiyi tamamen kendisinden ibaret hale getirmenin avantajıyla Kongre'yi, art arda yaptığı atamalarla yargı erkini adım adım işlevsiz hale getiriyor. Devlet gücünü, Amerikan tarihinde görülmemiş ölçüde, seçime etki etmek için kullanacağını gösteriyor.
Sopranos dizisinde Tony Soprano'nun, psikiyatristine, "Ters bir Kral Midas gibiyim. Dokunduğum her şey çöpe dönüşüyor" diye yakınması gibi, Neopatrimonyal liderlerin de, 'millileştiriyoruz' iddiasıyla kişisel egemenliklerine alıp da birer çöpe dönüştürmedikleri bir kurum kalmıyor.
Sovyet sonrası Orta Asya cumhuriyetleri konusundaki çalışmalar yapan, Toronto Üniversitesi otoriter yönetimler uzmanı Seva Gunitsky'nin, neopatrimonyal düzen oluşması sürecini bir tür darbe olarak nitelendirmesi bundan. Demokrasiyi kullanarak iktidara gelmiş devlet başkanının, yolsuzlukları, baskıları, suistimalleri, anayasal çizgileri aşması, yaptırımsız kaldıkça, bunlar normale dönüşüyor. Anayasal kurumlar hızla erimeye başlıyor:
"Kurumların bu şekilde hızla erozyona uğraması, günlük olarak gözlemlenecek açıklıkta olmuyor. Yani, silahlı kişiler gönderilip, televizyonlar ele geçirilmiyor. Bir gece her yere baskın yapılıp sokağa çıkma yasağı ilan edilmiyor. Birbirinden bağımsız olması gereken kurumları ayıran çizgiler, adım adım ilerleyen bir süreçte neredeyse görünmez hale getiriliyor".
Bugünlerde bütün dünya, yeni bir demokratik eğitimden geçiyoruz. Kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, milli iradenin en yüksek tecelligâhının devlet başkanı değil parlamento olması, hukukun üstünlüğü, üniversite, basın ve protesto özgürlüğü gibi kurumlar niçin oluştu yeniden hatırlamaya başlıyoruz.
Efsane aktör Jimmy Stewart, demokrasinin en kara günlerinde, 1939'da çekilen Mr. Smith Washington'a Gidiyor filminin en etkileyici sahnelerinden birinde Senato'ya hitap ederken, "Hiçbir şey için çok geç değil. Büyük ilkeler, bir kez inkişaf etti mi bir daha kaybolup gitmezler. O ilkeler hâlâ gözümüzün önünde. Sadece yeniden görmeye ihtiyacımız var" diye konuşmuştu.
Harvard Üniversitesi tarih profesörü Jill Lepore, New Yorker dergisinin 3 Şubat sayısında bu ünlü sahneyi de hatırlattığı yazısında, 1930'larda herkesin demokrasinin bir daha dirilmemek üzere öldüğü düşüncesinin yaygınlaştığı günlere götürüyor bizi ve demokrasinin ünlü paradoksuna dikkatimizi çekiyor. Demokrasiyi savunmanın en iyi yolu, yine demokrasiyi eleştirmek ve demokrasinin ortaya çıkardıklarına itiraz etmek. Mükemmel bir demokrasi geçmişte yoktu zaten. Onu en uygar yönetim şeklinde dönüştüren ve sürekli geliştiren şey, hep insanların yine onun ürettiği sorunlara karşı mücadelesi oldu.
İkinci Dünya Savaşının şiddetlendiği 1943 yılında yazar E. B. White, Amerikan propaganda organizasyonu Savaş Yazarları Kurulundan, 'bize demokrasiyi tarif eder misiniz?' sorusu içeren bir mektup alacaktı. Usta yazar, "Demokrasi, maçın 89'ncu dakikasıdır. Henüz ispatlanması tamamlanmamış bir fikirdir. İnsanlığın dinlemekten henüz bıkmadığı bir şarkıdır. Savaşın Yazarları Derneğinin bile, savaşın ortasında bir sabah, ne olduğunu merak ettiği şeydir" diye yazacaktı yanıtında. "Demokrasi, bir zamanlar insanlık için bir anlam ifade ediyordu" diyor Profesör Lepore, "Hâlâ çok ciddi bir anlam ifade etmeye de devam ediyor".
https://t24.com.tyazarlacemal-tuncdemineopatrimonyal-liderler-cagi-ve-demokrasi,25807
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2018.05.16 15:48 kriptodunyasi XYO NETWORK ile Problemleri Çözün

XYO Ağı Nedir?
XBC Tokens düğümlerini internete vererek, genel defterlerin konumlandırılması ve arşivlenmesi konusunda raporlama yapılmasını teşvik eder. Örneğin, UPS sürücüsü gibi son mil kuryesi, yolunda bir XYO ağ düğümü bulduğunda, düğüm XYO kayıt tablosunu arşivleme için kaydeder. Kripto ekonomisinin kullanımı, böylece blockchain teknolojisinin temel özelliğini kullanır: bu, ayık ve merkezi olmayan bir sistemdir. Bu, üçüncü taraf doğrulama ve mevcut izleme sistemlerinin sağlayamadığı güvenilirlik derecesini sunabileceği anlamına gelir.
Ethereum ve diğer kripto-dönüştürücüler tarafından kullanılanlar gibi akıllı sözleşmeler, şirketlerin süreç optimizasyonu, risk azaltma ve ortalama insanın azaltılması yoluyla etkileşimde bulunmalarını ve bu yoldan gitme biçimlerini kökten değiştireceklerdir. Ancak, tüm Akıllı Sözleşme platformlarında eksik olan her şey belirli bir zamanda belirli bir yerde bir şeyin ya da birinin olduğunu kanıtlamanın kesin yoludur. Akıllı Sözleşmelerin temel dünya tarafından kabul edildiği düşüncesi için, kehanetin konumunun güçlü, tarafsız ve merkezi olmayan bir testi önemlidir.
Hedef
Yaptığımız ilerlemeden, mücevherlerden arabalara, gerçek zamanlı zamanlı konumlara kadar her şeyi takip edebiliyoruz. Bu, dünyadaki her şeyin XYZT koordinatlarıyla belirlendiğinden; Bu şeyler boşlukta duramazlar. İnsanlar veya nesneler T (zaman) koordinatları boyunca seyahat ederler, birbirleriyle etkileşirler, metadata denen şeyi yaratırlar. Bunun basit bir örneği, bir toplantıda veya sohbette iki veya daha fazla kişidir. Konuşma, etkileşim kaydıdır. XYO Ağında bu etkileşimi bu iki taraf arasında imza zamanı olarak alıyoruz - iki kişi selfie, iki selfie namazı, birbirini ve her birini alarak alıyor. Ortaya çıkan meta veriler artık iki taraf arasındaki ilişkidir; Bu, XYO Network platformunun altında yatan ve daha sonra düzenli olarak izlenen temel protokoldür. Fakat ilk olarak, XYO Network'ün inovasyon konusundaki toplantısı blok zincirinin gelişimi ile iç içe olduğundan, en heyecan verici fikirlerden birini tanıtabiliriz. bugünün blockchain.
Sorun
Comcast tarafından yayınlanan yakın tarihli bir çalışmaya göre, Amerikalıların% 30'undan fazlası sundurma veya eşiklerinden çalınan bir paket aldı [1]. E-ticaret pazar payı büyümeye devam ederken, bu sorun sadece daha yaygın hale gelecektir. Amazon gibi Mega şehirler, müşterilerine güvenilir bir nakliye hizmeti sunmak için çeşitli çözümler deniyorlar.
Çözüm
Xyo network ve xyo yongalarını kullanarak şirketler, nakliye uygulamasının her aşamasının ilerlemesini izlemek, merkezin uygulanmasından ve güvenlik paketlerinin müşterinin evine ulaştırılmasıyla sona erdirmek için bağımsız onaylama kitapları sunabilirler. Merkezi olmayan, merkezi olmayan bir sistem olarak, XYO ağı sadece teslimatın değil, tüm teslimat tarihinin de bağımsız bir şekilde onaylanmasını sağlar. Bu ayrıca, perakende veya e-ticaret sitesinin satıcıya dolandırıcılık veya kayıplardan korunmak için özel bir Ethereum sözleşmesi kullanarak teslimatta ödeme sunmasına izin verir.
Web: https://xyo.network/
Telegram: https://t.me/xyonetwork
ANN: https://bitcointalk.org/index.php?topic=3040825.0
submitted by kriptodunyasi to u/kriptodunyasi [link] [comments]


2018.03.04 15:24 adali125 sikke NEDİR ? Detay Analiz Hakkında Her şey

Baştan Söyleyim Sıradan Bir Kripto Para Olmayacağını Tam Tersine Kendi Tabirleri ile Çok özel bir (Dijital Varlık) olacağını Düşünüyorum.
Anadoluda icat edilen ilk para
Sikke Nedir? Sikke, M.Ö. 7. yüzyılda Anadolu'da Lidyalılar tarafından icat edilmiştir. İlk versiyonları altın ve gümüş karışımından meydana gelen maddelerden yapılmıştır. Bu doğal madeni, ilk kez altın ve gümüşe ayırarak sikke bastıran ilk Lidya Kralı Kroisos (Krezüs)’tur.
Digital varlık olarak sikke Biz Anodolu'da doğup büyüyen ve yaşayan büyük bir milletiz. Atalarımız ilk ticaretini altın ve gümüş sikkelerle yapmış, dolayısıyla sikke kelimesine aşina bir milletiz! Bundan dolayı bu digital varlığa sikke adını vermeyi uygun gördük.
SİKKE PLATFORMU Sikke platformu; Sikke elektronik parası (SKK) ve sikke platformunda oluşturulan diğer para birimleri ile ilgili transfer ve diğer işlemlerin yapıldığı, akıllı sözleşmelerin oluşturulup onaylandığı ve ileri tarihli işlemlerin yapılabildiği bir ekosistemdir.
Platformun kalbi SikkeRoot Sunucuları’dır. SikkeRoot Sunucuları; SikkeKese'leri, işletme sunucuları, akıllı sözleşmeler, mobil uygulamalar ve 3. parti uygulamalar ile sikke platformu içinde iletişimi sağlayan, kararlar alan yapay zeka destekli SikkeRoot yazılımını çalıştıran sunuculardır. SikkeNet ağından gelen tüm istekleri “Sikke Load Balancer” karşılar ve işlem tipine göre işlem yapmaya yetkili en uygun SikkeRoot Server'a yönlendirir.
Sikke platformunun iletişim ve veri taşıma dili; esneklik, hız ve yaygın bir veri taşıma formatı olması nedeni ile JSON olarak belirlenmiştir. 3. parti uygulamalar platforma SikkeAPI aracılığıyla istek gönderdiğinde tüm cevaplar JSON olarak yollanır.
SikkeNet Sikke Platformu, SiKKE A.Ş. tarafından kurulmuş ve işletilmektedir. Platform kısmi açık olup işlem onayları 3. şahısların işlettiği (veri bütünlüğü SikkeRoot tarafından anlık olarak denetlenen) SikkeNet ağındaki işlem sunucularının oy birliği ile yapılır. İşlem sunucuları her bir işlem için gerekli token’ları üretir ve karşılığında işlem tutarının %0.1'i (binde biri) oranında komisyon alır.
SikkeSmart Plarform SikkeSmart Plarform; geliştirici veya girişimcilerin Sikke platformu üzerinde SASP (Sikke Akıllı Sözleşme Protokolü) ile uygulama veya proje geliştirmelerine olanak sağlar. Geliştiriciler SASP ile tüm platform ve keselerle uyumlu uygulamalar geliştirebilir, kendi dijital parasını yaratabilir veya proje sözleşmesine bağlı emanet keselerini kullanarak projesine bağış toplayayacak uygulamalar geliştirebilirler.
SikkeAPI SikkeAPI ile geliştiriciler “Sikke Uygulamaları ve Modülleri” ile iletişim sağlayabilir, işlem emirleri gönderebilir, kese bakiyelerini sorgulayabilir, akıllı sözleşmelere katılabilirler. SikkeAPI ile ödeme alma ve ödeme gönderme işlemleri yapılabilir.
SikkeKese'leri SikkeKese'leri platform üzerinden elde edilen tüm digital varlık tokenlarını saklar ve çeşitli işlemler yapılmasını sağlar. SikkeKese'leri Akıllı sözleşmelerle ilişkilendirilerek çok farklı ve daha güvenli davranabilirler. Örneğin firma tokenlarınızı (ödemelerinizi) çıkış işlemi yapamayan bir kesede biriktirerek tokenların kaybolma, çalınma vb. tüm risklerini ortadan kaldırabilirsiniz.
SikkeKese numaraları kendi kendini doğrulayabilir nitelikte olup belirli bir formüle göre SikkeRoot tarafından üretilmektedir. Sahte SikkeKese numarası oluşturmak hemen imkansızdır.
Keseler; İndirilebilir ve donduruabilir niteliktedir. Dilediğiniz zaman kesenizin Özel Anahtarını (PrivateKey) çıktı alabilir, farklı mecralara aktarabilirsiniz.
RowBlockChain Sikke Platformu yapısı itibariyle çok hızlı olacak şekilde geliştirilmektedir. Saniyedeki işlem sayısı 100.000 olarak hedeflenmektedir. En güvenli bir şekilde, bu hıza ulaşmak için RowBlockChain adını verdiğimiz kendi dağıtık blok zinzir sistemimizi ve RowBlockChain protokolünü geliştiriyoruz.
Mobil oyunlardan, E-ticaret’e, pos cihazlarından çeşitli uygulamalara kadar transfer işlemleri saniyeler içinde güvenle yapılıp, işlem sonuçları kese sahiplerine anlık olarak bildirilebilir.
Sikke, 4. nesil bir para ve aynı zamanda ileride gerçek paraların yerine geçebilecek kadar güçlü bir kripto varlıktır. Sikke tokenları; sikke mühendislerinin geliştirdiği çok güçlü, esnek, hızlı ve güvenli RowBlockChain blok zincir teknolojimiz ile üretilen elektronik para token'larıdır. Tüm sikke tokenları birbirine SHA256 (Secure Hashing Algorithm 256) ile üretilmiş Hash'lerle bağlıdır. Bir sikke tokenının doğruluğunu bir önceki veya bir sonraki sikke tokenı tasdik eder.
Sikke; Sikke Platforumunun resmi para birimidir. Platform üzerindeki tüm ödeme ve komisyon işlemleri SKK olarak yapılır.
Sikke ve Bölünebilirlik Atalarımız sikkeleri ihtiyaçlarına göre çeşitli şekillerde bölerek kullanmışlardır. Eski zamanlarda sikkenin yüzde biri kuruş, kuruşun kırkta biri ise dirhem/para olarak adlandırılmıştır.
Sikke tokenleri 6 ondalık basamağa sahiptir. Yani bir sikke 1.000.000'a bölünebilir.
1 Sikke = 1.000 Kuruş = 1.000.000 Dirhem Sikke Hacmi ve SKK Fiyatı Toplam 100.000.000 adet sikke tokeni üretilecektir. Üretilen tokenler 5 yıllık bir periyotta kullanıma sunulacaktır. Sikke token ve işlemleri SHA256 kriptolama ve RowBlockChain zincir teknolojimiz ile birbiri ile ilişkilendirilmiştir. Bu yapı sayesinde çiftte ödeme önlenir ve ilişkili token doğrulaması sayesinde sahte veya yetkisiz işlemlere izin verilmez.
Sikke tokenlarını 1 Haziran 2018 tarihi itibari ile yerli ve yabancı borsalarda işleme açılması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Borsa platformlarında arzımız 1 SKK = 1 TL olacaktır. Sikke için hedefimiz istikrarlı ve aşırı dalgalanmalardan etkilenmeyen, yatırımcısana orta ve uzun vadede sürekli kazandıran bir digital varlık oluşturmaktır.
Çok Hızlı Dünyanın neresinden olursa olsun sikke göndermek ve almak en fazla 1sn sürer!
%100 İşlem Onayı Sikke ağında bir işleme onay vermek için %100 oy birliği sağlanmalıdır.
Bekleme Yok Bir işlemin kesinleşdiğinden emin olmak için altı işlem daha beklemeye gerek yok!
Tam Güvenlik SikkeNet ağında; Anlık, Saatlık veya Günlük gönderim limiti tanımlanabilir
Tam Gizlilik Sikke RowBlockChain zincirinde işlemler; takip edilemez, geriye yürütülemez, değiştirilemez.
Anlık Bildirimler Bir işlem anında kese kullanıcılarına anlık olarak realtime bildirim (Mail & Notification) gönderilebilir.
Sikke Kesesi
Eski insanlarımız bez veya deriden keseler diker; içine para, mühür, saat gibi değerli eşyalarını koyarlarmış. Her ne kadar teknoloji çağında olsak da, biz de sikkelerin saklanacağı, korunacağı ve işlemlerin yapıalcağı cüzdanlara "kese" ismini uygun gördük.
Kese Tipleri Sikke platformunda çeşitli kese tipleri vardır ve akıllı sözleşmelerle çalışır. Kullanıcılar amaçları doğrultusunda çeşitli tiplerde keseler oluşturabilir sikke varlıklarını buralardan yönetebilirler.
Standart Kese (Giriş ve Çıkış) : Standart kese tipidir. Sikke alım ve gönderimi yapabilir. Diğer keseler standart keselerin tiplerin değiştirilmesi ile elde edilir. Kumbara Kese (Sadece Giriş) : Sadece sikke girişi yapılabilir. Sebil Kese (Sadece Çıkış) : Sadece sikke çıkış işlemleri yapılabilir. Ortak Kese : İki veya daha fazla kullanıcının ortak kullanabildiği kese türüdür ve işlem gerçekleştirmek için her bir ortak ilgili işlem için onay vermelidir. Akıllı Kese : Sikke giriş veya çıkışının akılı sözleşmelere bağlandığı ve sözleşme kuralları çerçevesinde çalışan kese türü.
Kese Güvenliği Sikke keseleri diğer kripto keselerinden çok daha gelişmiştir ve çeşitli güvenlik araçları ile donatılmıştır. Sıcak/Soğuk Kese : Keseler soğuk kese olarak kullanabilir Aktif/Pasif Kese : Keseler kullanıma açık veya kapalı olarak ayarlanabilir Günlük Limit : Keseden günlük en fazla ne kadar sikke çıkacağı ayarlanabilir. Saatlik Limit : Keseden bir saat içinde en fazla ne kadar sikke çıkacağı ayarlanabilir. Maximum İşlem Limiti : Bir işlemde transfer edilebilecek en fazla sikke miktarı ayarlanabilir. İşlem Bildirimleri : Kesenizden bir işlem yapıldığında anlık olarak bildirim alabilirsiniz.
Sikke Madenciliği
Sikke ekibi kripto varlıkların üretimi ve işlemleri için önerilen madencilik sistemini dünya varlıklarını hunharca kullananan birer canavar ve çevre düşmanı olarak görmektedir.
Sömürü Düzenine Hayır! Yapılan araştırmalara göre Bitcoin madencilerin bir yılda tükettiği elektrik miktarı 150 ülkenin elektrik tüketiminden daha fazla olup, donanım piyasasında da aşırı enflasyona ve ürün darlığına neden olmaktadır. Bunun yanında madencilik sistemi para kazanmaya çalışan ve hüsrana uğrayan binlerce mağdur yaratmıştır. Madencilik sistemi geçmiş yıllar göz önüne alındığında belki işe yarar bir fikirdi fakat olayların bu boyuta geleceği hiç hesaplanmadı ve öngörülmedi.
Biz digital varlıkları; Üretim (Emisyon) ve İşlemler (Transaction) olarak iki farklı yapı olarak görüyoruz. Sikke token'larının üretimi için Emisyon Sunucusu, Üretilen tokenların işlemleri için "İşlem Sunucuları" çalışacaktır.
SikkeNet ağındaki "RowBlockChain Dağıtık Eş Veritabanları" ile çalışan ve sadece işlemlerin doğruluğuna onay veren işlem sunucuları, işlemin doğru olup olmadığına karar verecektir.
Sikke platformundaki "İşlem sunucuları" her bir işlem için işlem değerinin %0.1'i (binde biri) oranında bir komisyon alacaktır. Bu komisyon miktarı ilgili işleme onay veren işlem sunucuları arasında paylaştırılacaktır.
RowBlockChain Blok Zinciri RowBlockChain işlem networkümüz kapalı sistem ve giriş izne tabi olacaktır. Sadece en iyi ve en kusursuz donanıma sahip olanlar yapay zeka sistemimiz tarafından değerlendirilip puanlanacak, sıralanacak ve sisteme dahil edilecektir. Hızı düşük ve hata oranı yüksek olan donanımlar yapay zeka tarafından otomatik tespit edilip işlem emirleri daha güçlü donanımlara yönlendirelecektir. Her işlem sunucusunun kendi puan ve sırasını görebileceği şeffaf bir bilgilendirme sayfamız olacaktır.
SikkeBank ve SikkePos NEDİR?
SikkeBank Nedir? SikkeBank, sikke platforumun da yaratılan paraların (SKK) gibi, gerçek paralarla takas edilmesini sağlayan Sikke Platformunun digital bankasıdır.
SikkeBank; çeşitli borsa sitelerinden bir önceki günün borsa verilerini toplayarak gerçek para birimleri (TL gibi) ve digital para birimlerinin (SKK gibi) değerlerini alıp günlük alış/satış ortalamalarını bulur. Saat 00:00 itibariyle bu kurları baz alarak, gün boyunca farklı para birimleri arasında işlem yapmak isteyen kullanıcılara o günkü kur değişim oranlarını uygulayarak digital varlıklarının anlık olarak gerçek para birimlerine çevirebilir..
Örnek Olay: Ahmet bey restoranında sikke (SKK) ile ödeme alıyor ama sikke değerinin aşırı dalgalanma riskine karşı sabit bir kurla çalışmak istiyor. Ahmet bey dükkanı için kullandığı SikkePos'unu ayarlayarak satışlarının hesabına TL olarak geçmesini istiyor.
Ahmet Bey'in SikkePos cihazı SikkeBank'a bağlanıp güncel kur bilgilerini alarak müşterinin ödeyeceği tutarı TL/SKK oranına göre hesaplayıp, müşteriye kaç SKK ödeme yapması gerektiğini gösterir. Müşteri ödemesini SKK olarak yapar ve ödeme miktarı o günkü kur değerinden hesaplanarak işletmenin TRY Birimli kesesine, TL olarak aktarıılır.
Ahmet Bey kesesinde biriken paraları dilediği zaman banka hesabına aktarabilir! Üstelik Banka EFT ücretleri hariç hiç bir ekstra komisyon ödemeden!
SikkePos : İşletmeler için ödeme alma çözümü İşletmelerinde Sikke (SKK) ile ödeme almak isteyen kurumsal firmalara yönelik, ödeme alma çözümümüz SikkePos uygulamasıdır. Uygulama PC, Android ve İOS tabanlı tüm cihazlarda çalışabilir. SikkePos uygulamasını ücretsiz olarak indirip kullanabilirsiniz.
SikkePos mevcut yazarkasanızla entegre çalışarak, ödeme miktarını yazarkasanızdan otomatik alabilir veya manuel olarak elle giriş yapabilirsiniz. Ödeme alındığında ekranda bildirim gösterilerek işlemin onaylandığından anlık olarak haberdar olabilirsiniz.
SikkePos'lar SikkeBank özellikleri ile çalışabilirler. Yani İşletme Ödemelerini SKK olarak alıp dilediği zaman SikkeBank ile isediği bir para birimine çevirebilir, banka hesaplarına aktarabilir.
Akıllı Sözleşmeler
Akıllı Sözleşmeler; Elektronik ortamda digital bir değer taşıyan şeylerin üçüncü kişi veya kurumlara ihtiyaç duymadan aracısız, şeffaf ve yüksek güvenlikli bir şekilde kişiler arası aktarımını ve takasını sağlayan yapılardır.
Akıllı sözleşmeler; mahkeme, noter vb. kurumlara gerek kalmaksızın kişiler arası işlemler ve anlaşmalar yapabilmesini sağlamaktadır.
Anlaşma metni veya şartları detaylı bir şekilde kontrat halinde blok zincirine yazılır ve blok zincir bunu önceden girilen, işlenen kurallara göre işler.
Blok zincirine girilen akıllı sözleşmeler taraflarca okunur ve kabul edilirse sonucun yükümlülüklerini yerine getirmek akıllı sözleşmeye kalır.
SikkeSmartPlatform ve Akıllı Sözleşmeler Sikke platformunda dileyen herkes kolayca sözleşmeler oluşturabilir ve sözleşmesine kullanıcıları davet edebilir. SikkeSmartPlatform oluşturulan Akıllı sözleşmeleri takip ederek şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol ederek sözleşme şartlarını takip eder ve uygular.
SikkeICO Platformu SikkeSmartPlatforum’un bir parçası olan SikkeICO (Halka Arz) Girişimcilerin akıllı sözleşmeler ile girişimlerine fon sağlayabileceği, şartları ICO’nun akıllı sözleşmesinde açıkca belirtilen halka arz platformudur. Toplanan fonlar şartlar yerine getirince otomatik olarak proje sahibine, yerine getirilmezse ödeme yapanlara iade edilir.
RowBlockChain nedir? RowBlockChain; klasik BlockChain sisteminin iyi ve güvenli yönlerini alıp, dezavantajlarına çözüm üretmeye çalışan yeni bir BlockChain sistemidir.
RowBlockChain Sikke ekibi mühendisleri tarafından, sektörde söz sahibi olan uzmanların katkı ve görüşleri de alınarak geliştirilmektedir.
Sikke A.Ş. ticari bir firma olması nedeni ile geliştirdiği teknolojinin teknik dökümanlarını şimdilik yayınlamayı düşünmüyor. Ancak RowBlockChain teknolojimizi API’lerimizle kullanabilecek, SikkeNet üzerinden kendi RowBlockChain uygulamalarınızı ücretsiz olarak geliştirebileceksiniz.
RowBlockChain Teknolojimiz RBCP - RowBlockChain iletişim protokolü. SikkeRoot ve İşlem sunucuların iletişim protokolüdür. Standart transfer işlemleri için (Peer to Peer) için blok boyutu en fazla 1 KB’dır. Standart bir BlockChain bloğu 1024 KB - 8192 KB arasında değişmektedir. RowBlockChain’de bir blok oluşturmak için önceki bloğun data verisini yeni bloğa eklenmez! Dolayısıyla rowBlockChain klasik BlockChain sisteminden 1024 - 8192 kat daha az diske ihtiyaç duyar. Bu şu demektir: Bitcoin BlockChain blok zinciri şu an 150GB’a yaklaşmaktadır. Eğer bitcoin rowBlockChain protokolünü kullanmış olsaydı boyutu sadece 150MB olacaktı! Bloklar RowBlockChain Veritabanına belirli bir sıra ve algoritma ile eklenir. Bu sıra ve algoritma işlemi SikkeRoot tarafınan kontrol edilir. İşlemci sunucuları bir işlem için; bir önce sıradaki bloğun verilerini (Hash değeri, sıra no, gönderen, alıcı, tutar ve zaman damgasını) kullanarak SHA256 fonksiyonunu ile verinin Hash’ini hesaplar ve SikkeRoot’a gönderir. SikkeRoot oluşturulan bu yeni bloğun Hash’ini onayladıktan sonra ilgili işlem için yayınlayıp RowBlockVeritabanlarına bu bloğu ekler. İşlem sunucuları Hash elde etmek için belirli bir zorluk değeri kullanmaz sadece ilgili datayı SHA256 fonksiyonuyla hesaplayıp sonucunu iletmekle mükelleftir. Bu yöntem işlemlere anlık olarak (Realtime) onay vermemizi sağlar. Bitcoin gibi merkezsiz sistemlerde bu yöntem teknik olarak kullanılamaz! SikkeRoot, İşlem sunucularından gelen işlem cevaplarını değerlendirerek, veritabanı blok yapısı hatalı olanları anında tespit edip, veritabanı güncelleme komutu gönderir. 3 kere hatalı hesaplama yapan sunucuyu devre dışı bırakıp sıradaki sunucuyu ağa katılmaya davet eder. 1 Kb’lık rowBlockChain blok boyutu veriyi diske yazma ve network kullanımını ve hızını binlerce kez hırlandırır...
Blockchain nedir? Blockchain; özel bir ağ üzerinde, dağıtık bir veri tabanı üzerinde, o ağın kurallarına göre işlem yapma sistemidir. Sisteme dahil olan her kişi tüm veritabanını görebilir, işlem yapabilir. BlockChain sisteminde kişiden kişiye (Peer to Peer) digital varlık gönderimi gerçekleştirilebilir. Bu gönderim de sistemdeki madencilerin çoğunluğu tarafından onaylatarak resmileştirilir. Bu sayede aracı kuruma ihtiyaç duymadan gönderim onaylanmış olur. Aracısız her kullanıcı ağa bağlanabilir, yeni işlemler gönderebilir, işlemleri doğrulayabilir ve yeni bloklar oluşturabilir.
Blockchain’in dezantajları nedir? Merkezi bir yönetim yoktur : Bu aslında Bitcoin’in avantaj olarak sunulduğu bir özelliktir. Merkezi olmaması maliyetleri düşürmektedir. Ancak merkezi olmaması karar vermesini zorlaştırılıyor. 1 Ağustos’ta alınmak istenen bir karara göre 1 block’un boyutunun 1 MB’dan 8 MB’a çıkarılması tartışıldı. Bu durumda karar alınamadığı için Bitcoin Cash isimli yeni bir kripto para ortaya çıktı. Bu gibi olaylar ileriye dönük de olmayacağının bir garantisi yoktur. Çözülemez sorunlar; Yine merkezi olmaması kullanıcıların yaşadığı sorunları (digital varlığını çaldırma,hack,şifre unutma vs..) çözememesi anlamına gelmektedir. Oysa merkezi sistemlerde (Bankacılık gibi) kartınızı veya şifrenizi çaldırdığınızda 5-10 dakikada çözüm üretebilir, kaybınızı telafi edebilirsiniz. Gizlilik büyük bir yalan! Blockchain sistemlerinin vaadettiği gizlilik aslında hiç olmayan bir şeydir. Evet sistemi kullanırken hiç bir yere gerçek bilgilerinizi yazmak zorunda değilsiniz.. Oysa elinizdeki varlığı gerçek hayattaki paraya çevirmek istediğinizde karşınıza borsalar çıkar. Borsalar ise tüm kimlik hatta daha fazla bilgiyi almadan size hesap bile açmaz. Art niyetli bir kişi veya merkezi otorite borsa verilerini ele geçirdiğinde blockchain veritabanında sizin her hareketinizi geriye doğru takip edebilir. Sistem kandırılabilir; Sistemde merkezi bir onay mekanizması olmadığı için dağıtılmış onay mekanizması bulunuyor. Sistemdeki kişilerin çoğunluğunun (%51) onayladığı işlem sistem tarafından kabul ediliyor. Ancak Çin’de bazı yatırımcılar büyük yatırımlar ile Bitcoin havuzları kuruyorlar. Ve bu havuzların gücü tüm sistemin gücünün yarısını geçebilirse, tüm sistemi etkileyerek sistemi yerle bir edebilirler. Onay Süresi Uzun; Sistem teorik olarak çok hızlı olacak şekilde kurulmuş durumda. Ancak sistemin temelleri gereği her bir block 1-10 dakikada bir üretilebilmektedir. Onay alınsa bile beklemek gerekiyor; Sistemde zarar görmemek için 6 block onayı alma öneriliyor. Bu da bir para gönderimi/alımı için neredeyse 1 saat bekleme durumu oluşuyor. Ki bu günümüz bankacılık sistemine göre çok yavaş olup, günlük hayatta takas değeri olarak kullanılmaması demektir. Yüksek Data Boyutu ; Etherium gibi bazı sistemler ise 1 dakika aralıklarla block oluşturmaya izin vermektedir. Ancak 6 blok beklemeyle birlikte bir işlem ortalama 5-30dk sürmektedir. Sistemi 1 dakika veya daha az bir süreye çekmek bir zaman sonra devasa bir veritabanı boyutu gerektirecektir. Böyle bir veritabanında işlem yapmak ve bunu sağlam tutmak ekonomik olarak imkansız olacaktır. Günlük hayata yetişemeyen yavaşlık; Blockchain sistemlerinin bu kadar yavaş olması ve onay işlemlerindeki bekleme süreleri bu sistemle üretilen bitcoin, ether vs gibi digital varlıkları günlük hayatta kullanılmaz hale getirmektedir. Oysa birisi elindeki digital varlığı bir market kasasında bile kullanabilmeli. Günlük hayatta kullanılmayan bitcoin vs gibi digital varlıklar sadece bir grup azınlığın borsalardan para kazanma aracının ötesine geçemiyor.
Eylül 2016'de BlockChain'inin risklerini gözler önüne seren bir olay Krypton akıllı sözleşmeler “smart contracts” ve dağıtık iş uygulamaları geliştirmek için kurulmuş bir platform. Alt yapı olarak popüler blok zinciri Ethereum’u kullanıyordu. Bu artık geçmişte kalacak zira site tümüyle altyapısını Ethereum’dan Bitcoin’e geçiriyor.
Krypton kurucusu Stephanie Kent yayınladığı bir açıklamada bu kararı Eylül ayının başında yaşadıkları iki büyük kompleks dijital saldırı sebebiyle aldıklarını belirtti. Saldırıları “51 crew” adındaki bir dijital korsan grubu üstlendi.
Saldırganlar önce çevrimdışı platformda kendi Krypton blok zincirlerini oluşturdular ve ardından bu zinciri yayına açarak Ethereum platformuna enjekte etmek için yüksek seviyede işlem gerçekleştirip bunları sisteme yönlendirirken ve aynı zamanda orijinal Krypton noktalarına da DDos saldırısı gerçekleştirdiler. Bu saldırı nedeniyle dijital korsanlar blok zincirinin “eğer çoğunluk bir işlemi onaylıyorsa doğrudur” kuralını manipüle ederek kendi verilerini sisteme kabul ettirdiler. Bu istismar karşısında yapabileceği bir şeyi olmadığını açıklayan Kent, altyapılarını çalıştığı kanıtlanmış Ethereum’dan güvenliği direnci kanıtlanmış Bitcoin blok zincirine geçireceklerini açıkladı.
Aslında yaşanan bu hadise blok zincirlerindeki önemli bir istismar noktasını da bizlere gösteriyor. Bu noktada mutlaka alternatif çözümlerin de geliştirilmesini bekleyebiliriz.
BlockChain Sistemleri ve RowBlockChain BlockChain’in özellikleri nedir? Her BlockChain ağının (Bitcoin,Ripple vs.) kendi kuralları ve özellikleri bulunur. Digital varlıklar içinde bulundukları BlockChain ağlarının özelliklerine göre üretilir ve işlem görürler. Yani aslında tek bir çeşit BlockChain yoktur! iİtiyaçlara göre oluşturulan çeşitli BlockChain tipleri vardır.
BlockChain ağlarını birbirinden ayıran 6 temel özellik vardır. Bu özellikler bazı ağlarda sınırlı bazı ağlarda serbest olabilir.
Kontrol : Ağın merkezi mi merkezsiz mi olacağını belirler. Merkezi ağlarda karar almak kolay olup oluşan risklere çözüm bulunabilir, Merkezsiz ağlarda %51 çoğunluğu ele geçiren sistemi alt üst edebilir, gizlilik sağlanabilir ama kontrol edilemez. Kontrolsüz büyüyen devasa data boyutları sonraki yıllarda sistemi işleyemez hale getirebilir. Bitcoin, Accenture gibi varlıklar merkezsiz, Ethereum, Ripple Yarı Merkezli, Kordoba ve Sikke ise Merkezli yapıya sahiptir. İletişim : BlockChain kayıtlarına kimlerin erişeceği ve işlem yapacağını belirler. Ağa herkesin erişim izni olursa tüm data isteyenlere dağıtılmak zorundadır. Tüm varlıklar için iletişim bir zorunluluktur, burada bakılması gereken nokta gizlilik ne derece sağlanıyor veya sağlanmıyor. İçerik : İşlemin niteliklerini belirler. Tüm BlockChain zincirlerinde olmak zorundadır. Mutabakat : Bir işlemin değişme riskini ve işleme kimlerin onay vereceğini belirler. Herkese açık zincirlerde ağın %51'ini ele geçiren işlemleri değiştirebilir. Gizliliği olmayan zincirlerde bu risk vardır. Akıllı Sözleşmeler : BlockChain zincirinde akıllı sözleşme yapılıp, yapılamacağını belirler. Yapay zeka, otonom sistemler vs. gelecek aracısız sistemlere doğru yönelmiş durumda. İnsanlar birbirine güvenmek yerine kendi aralarında basitçe anlaşmak, uzun süren noter, mahkeme v.s. süreçleri ile uğraşmamak istiyor. Ethereum, Bitcoin, Ripple zincirlerinde kısmi olarak, Accenture, Corda ve Sikke zincirlerinde ise tam olarak akıllı sözleşmeler yapabilirler. Gizlilik : Verilere kimlerin erişeceğini belirler. Kullanıcılar yada ödeme yapanlar için detaylar önemli değildir. Kullanıcı gönderidiği digital varlığın karşı tarafa güvenle ulaşıp ulaşmadığını bilmek ister. Ama bir ödeme kuruluşu kendi müşterilerine ait işlemlere ulaşmak ve raporlamak isteyebilirler işte bu noktada zincirin ilgili kısmına izin vermek gerekebilir. Accenture harici bir çok zincir tüm kullanıcılara açık olup gizlilik yoktur. Sikke Kısmı izinli bir sistemdir. Sikke RowBlockChain sistemi; gizlilik kısmı ve izinli, Akıllı sözleşme platformu olan, merkezi olarak yönetilen ama digital varlık (SKK) miktarı 100.000.000 adetle sınırlı, güvenli ve en hızlı BlokChain sistemidir.
İşin Sonunda ICO Sürecinede Göz atalım ( Değerlendirmenizi Öneriyorum)
SIKKE ICO Sikke Platformu'na Hoşgeldiniz... Öncelikle Sikke'ye güvendiğiniz için ekip olarak size teşekkür ederiz. Biz Sikke'nin orta ve uzun vadede yatırımcısına çok kazandıracak bir dijital varlık olduğuna inanıyoruz ve bu inançla yazılım geliştirmelerimizi sürdürüyoruz. Sizinde Sikke'ye inanmanızı ve bu zorlu süreçte bize güvenmenizi istiyoruz.
Sikke bir çok özelliği ile diğer elektronik paralardan ayrılmaktadır. Sikke (SKK) tasarlanırken; diğer kripto paraların aksine, sadece borsalarda işlem görmek için değil! Uluslararası bankacılık işlemlerinde veya gerçek piyasalarda da bir değişim aracı olacak şekilde (Örneğin bir market kasasında ödeme aracı...) kurgulandı. Bunun yanı sıra Akıllı Sözleşmeler, İşlem süresinin kısalığı ve özel güvenlik araçları ile sikke platformu dünyada bir ilki başarmanın yolundadır.
Sikke sadece bir elektronik para değil, Ekonomik değerlerin üretilebileceği bir ekosistem olacaktır. SKK satışlarınan elde edilen gelirler yol haritamızda belirtiğimiz şekilde, alt proje ve modüllerin geliştirilmesi için kullanılacaktır. Bu modül ve süreçler yayınlandıkça elinizdeki SKK daha da değerlenecektir.
ÖDEME YÖNTEMLERİ TL/USD/EUR Nakit ve Kredi Kartı; BTC, ETH, LTC, XRP, BCH, IOTA para birimlerinden ödeme kabul etmekteyiz. Değişim oranlarımızı görmek ve sipariş vermek için SKK SATIŞ sayfamıza gidebilirsiniz.
ŞARTLAR En az alım miktarı 100 SKK’dır Bir kullanıcı en fazla 100.000 SKK alabilir Satın alınan SKK aynı gün içinde kesenize gönderilecektir UZUN VADELİ YATIRIM Ön satışta 50.000 SKK ve üzeri alım yapanlar, 01 Nisan 2019 tarihine hiç bir işlem yapmayarak, aldığı SKK’yı kesesinde tutarsa; Kesesindeki SKK’sının %20 SKK ödül olarak verilecektir. Örneğin : Ön satışta 10.000 SKK alır ve 1 yıl boyunca hiç bir işlem yapmazsanız 2.000 SKK ödül kazanırsınız. https://www.sikke.com.tr Sitesinden Sayacı kontrol ederek Ico ya Katkıda Bulunabilirsiniz
Ön satışta tek seferde 100.000 SKK alım yapanlar, aldığı SKK’yı 31 aralık 2019 tarihine kadar kesesinde saklar ve hiç bir işlem yapmaz ise %20 SKK + SİKKE A.Ş. 2019 yılı net karının (Şirket Bilançosunda belirtilen) %20 ‘si kar pay olarak, alım yapanların SKK miktarına göre nakit olarak dağıtılacaktır.
Bir Türk Girişimi olarak bu Süreçte elimden Geldiği Kadar Destek olacağım Ben Şimdiden Yollarının açık olmasını ve başarılarının daim olmasını diliyorum.
submitted by adali125 to u/adali125 [link] [comments]